KARA KITA GÖNÜL COĞRAFYAMIZ VE BEYAZ ADAM

KARA KITA GÖNÜL COĞRAFYAMIZ VE BEYAZ ADAM

20 Ağustos 2021 0 Yazar: admin

Bir bölümü uzun yıllar egemenliğimiz altında kalan ve yaklaşık 100 yıl önce veda ettiğimiz;  sadece insanların rengi için değil, aynı zamanda çok değerli petrol ve maden yataklarıyla, olimpiyat bayrağında dahi siyah halka ile simgelenen kara kıta Afrika gönlümüzün diğer bir parçası…

Her seferinde içimizde derin yaralar açan, her biri birbirinden farklı hikayelerle, yarına dair bir planın olmadığı, anlık yaşanan, anlık düşünülen bir sosyoloji. “Yemek için mi yaşanır, yaşamak için mi yenir?” sorularının en açık şekilde sessizlik içerisinde cevabının verilebileceği bir coğrafya. İnsanların gözlerindeki özlem, istek, gitmeyin yalvarışı ve daha nicesi. İnsanın nefesinin düğüm düğüm olduğu, ne söyleyebileceğini unuttuğu, hangi çocuğu kucaklayıp, hangisinin gönlünü alması gerektiğini şaşırdığı bir ortamda kara kıta. Yeşil ve kızılın yer yer iç içe girdiği, göz alabildiğince geniş, boş, bakir topraklar.

Ayak bastığınız andan itibaren etrafınızdakilerin gözlerindeki mahzunluk ve o ılık hava. Tüm meraklı ve gıpta halindeki bakışların neden üzerinizde olduğunu anlamanız çok da uzun sürmez. Çünkü siz beyaz adamsınız. Zengin, kaliteli lüks yaşayan, her şeyi bilen, hüküm sahibi, patron olan sizsiniz. Belki de sadece Afrika belgesellerinde veya siyahi insanlarla ilgili filmlerde rastladığınız görüntü ve replikler bir anda yaşanmaya başlar. Önceleri mahcup bir vaziyette bunun hiç de doğru olmadığını düşünürken, sonradan doğanın bir kanunu böyle imiş gibi hissetmeye başlamanın da ne denli doğru olduğunu bir türlü anlayamazsınız. Karmakarışık duygularla yolunuza devam ederken, birkaç gün içerisinde hemen hemen her noktadan üzerinize çevrili siyahi gözler artık sizi rahatsız etmez ve o bölgenin bir parçasıymış;  çok değerli biri ve yüksek kalitede bir insanmışsınız gibi yürümeye devam edersiniz. İşte beyaz adam hikayeleri tam olarak farkında olmasanız bile başlamıştır.

Yaptığınız ziyaretlerdeki kıyafetleriniz, varsa güneş gözlüğünüz, kullandığınız cep telefonunuzun markası, saç tıraşınız, el çantanız her şeyiniz kontrol altındadır. Ve bir an size gözlerini kaçırarak bakanların kulaktan kulağa fısıltılarının yayılması kaçınılmaz bir durumdur. Ürkek bakışlarla sizin teninize sadece dokunabilme, beyaz adamla fotoğraf çekinebilme, tokalaşma onlar için unutulmaz ayrıcalıktır.

Özellikle ekvator çizgisine yakın bölgelerde, bilinenin aksine yeşil bir bitki örtüsüyle kaplı uçsuz bucaksız alanlar sizleri şaşkına çevirir. Bu bölgelere gelmeden önce sadece televizyonda izlediğiniz sahra çölü, safari belgeselleriyle kafanızda kurmuş olduğunuz hayaller bir anda yok olmuştur. Toprağın altında ne tür madenler olabileceğini düşünmeden, yeryüzünün o güzel yalın cazibesine kapılırsınız. Hava mutlaka sıcaktır. İnsanların bedenleri yorgun, güçsüz görünür gözünüze. Bir tarafta bu çaresizlik çığlığını hissederken, bir taraftan da ö güzelim coğrafyanın bilerek geri bırakıldığını çok net anlarsınız. Neden koskoca bir nehir çağlayıp boşu boşuna okyanusa akarken, sadece yüz metre ötede yaşayanların evlerinde iş yerlerinde su şebekesinin olmadığı, tulumba sistemiyle suyu çıkarıp kullandıklarını bir türlü anlamak mümkün olmaz. Sömürgecilik ve manda zihniyetiyle siyasi boş vermişliğin bir sonucu olarak refah seviyesi ve yaşam standartlarının olmadığına şahit olursunuz. Birçok ülkede yüksek fiyatlara satılan ve lüks tüketim olarak bilinen birçok meyvenin buralarda karın doyurmanın yanında hiçbir endüstriyel değerinin olmadığını görürsünüz.

Siyahi insanların kendi dünyalarında kabile ruhunu halen taşımaları, davet ve tebliğ edilen inançlara kapalı oldukları anlamına gelmez. Zira doğru bir üslup ve iyi bir zamanlama sonucu birçok siyahi insan kabile dininden, putperestlikten, yılana tapınmadan vazgeçerek misyonerler vasıtasıyla Hristiyanlığa veya Türkiye’den gelen STK temsilcileri, gönüllüleri, diğer gönül erleri tarafından İslam’a geçmeleri hiç de zor görünmemektir. Önemli olan siyahi insanların kendilerini insan olarak hissetmelerini sağlamak, onlarla iyi iletişim kurmak, ihtiyaçları doğrultusunda yardım etmek ve bunlar karşılığında rıza-i ilahi dışında hiçbir beklentinin olmadığına inanmalarını sağlamak yeterlidir.

Gönül coğrafyamızın genişliği ve derinliği bizim ne denli güçlü olduğumuzu gösterir. Hem içeride hem de dışarıda bu gücümüzün farkında olan birçok insan var. Bizim için tek gerçek Müslümanların hangi ırktan oldukları, hangi millete ait oldukları, siyah veya beyaz oldukları, zengin veya fakir oldukları değil; her Müslümanın bir vücudun parçalarından biri olduğunu vurgulayan kardeşlik ilkesidir. Bayrağımızı taşıyabildiğimiz her noktaya ülkemizden götürdüğümüz kucak dolusu sevginin ve selamın karşılığı, oralarda bizleri hasretle kucaklayan siyahi insanlardan engin selam, sevgi ve saygıyı ülkemize taşımanın mutluluğunu duyuyorum.

Total Page Visits: 107 - Today Page Visits: 2